İsâr ruhu ile bir kenetlenme | M.Fethullah Gülen Hocaefendi
Hizmetten - A podcast by Hizmetten

Categories:
Bu video 22/07/2018 tarihinde yayınlanan "KARDEŞLİĞİN KERÂMETİ“ isimli Bamteli'nden alınmıştır. Tamamını buradan izleyebilirsiniz : http://www.herkul.org/bamteli/bamteli... Oturup kalktığımız her yerde, bu kardeşliği, bu ölçüde ele almak, hakikaten “bünyân-ı marsûs” haline getirme adına sohbetleri o istikamete kanalize etmek lazım; meseleyi hep o mecrâda götürmek lazım. O mecrâda götürülürse, zannediyorum, öylece işte o deryaya ulaşılır ve derya haline gelince de insan bu defa damlaya dönüşür; sonra rahmet olur, sonra bulut haline gelir. Sonra rahmet halinde sizin başınızdan aşağıya yağar, yer tarafından emilir, kaynaklar tarafından fışkırır, bir devr-i dâim haline gelir, yeniden deryaya doğru çağlayanlar halinde akar. Derya-damla, damla-derya arasında bir “sâlih daire” oluşur. “Sâlih daire” diyoruz; bu tabiri kullanmıyor hekimler. “Fâsid daire” diyorlardı eskiden, şimdi “kısır döngü” deniyor. Bu sâlih daireye de “doğurgan döngü” diyebilirsiniz. Evet, istikamet korunur ve o ölçüde îsâr ruhu ile bir kenetlenme olursa, Allah’ın izni ve inayeti ile, bu durum yakalanır. Bence, bu kerâmet, insanın öyle havada uçma kerâmetinden, suda batmama kerâmetinden, aynı zamanda bir anda birkaç yerde birden -Ebdâl’ın bulunduğu gibi- bulunma kerâmetinden çok daha önemlidir. Hem böyle hususî bir şahsın eliyle ortaya çıkmadığından dolayı, zannediyorum enâniyet adına, ucub adına, fahir adına da değişik şeyleri çağrıştırmaz bu, insana tedâî ettirmez bu. Dolayısıyla bir cemaate terettüp eden ihsan-ı İlâhî olarak hakikaten doğru bakılırsa, doğru görülürse, meseleye o mercek ile bakılırsa, o irfan merceği ile bakılırsa, zannediyorum insan enâniyete düşmemiş, aynı zamandan kibirden, gururdan, ucubdan, fahirden de kurtulmuş olur, âzâde olur. Dolayısıyla öbüründen çok daha önemlidir. Şahsî kerâmetlerden, havada uçmaktan, kendini burada iken Cennet’te görmekten, Huri ve Gılmanlar ile tanışmaktan çok daha önemlidir; çünkü kendisine bir şey mal etmiyor. Îsâr… Kardeşlik bu ölçüde olmalı: وَلاَ يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ “Onlar, mü’minlere verilen şeylerden nefislerinde herhangi bir kıskançlık, bir ihtiyaç duymaz ve muhtaç olsalar bile onları kendilerine tercih ederler.” (Haşr, 59/9) Burada isterseniz şöyle diyelim: Birisi hakikaten havada uçacak kadar, çok önemli; bir kardeşi de var ki, o mevzuda derbeder, düşe-kalka yürüyor. Fakat onu öyle kıymetli görüyor ki!.. “O kardeşimin bazı meziyetleri var; o, benim çok üstümde, çok fâik! Keşke geçse de namazı o kıldırsa, ben de onun arkasında namaz kılsam!” diyor. Bir başka ifadeyle, herhangi birisi kendini havada uçar gibi görüyor. Biri de düşe-kalka yürüyor. Fakat öyle bir îsâr ruhu var ki, öyle bir kenetlenme var ki, şöyle düşünüyor: “Bunun bazı hususiyetleri var ki!.. Cenâb-ı Hakk’a bir teveccühü var ki!.. Bir-iki kere ben onun öyle ‘Allah!’ dediğine şahit oldum; öyle bir dedi ki, benim kalbim duracaktı. Dolayısıyla esasen bu hak ona ait!” diyor. İşte böyle düşünüp diyecek kadar… Ayrıca, وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ ayetiyle işaret edilen îsâr duygusunu sadece, kendileri fakr u zaruret içinde iken, ellerindeki her şeyi başkalarına vermeleri şeklinde anlamamak lazım. Her hususta îsâr… “Millet, beni intihap etti; beni milletvekili yaptılar. Keşke falanı yapsalardı; o, karakter bakımından daha yüksek, daha iffetliydi; milletin arpa kadar malına elini uzatmayacak kadar namuslu idi, iffetli idi.” Veya “Beni bakan yaptılar; keşke falanı yapsalardı. Ben bakıyorum, esasen, karakter bakımından, insan olma bakımından, o, çok daha fâik bir insan; dün nasıldı, bugün de öyle, Ebû Bekir (radıyallâhu anh) gibi.” Ayrıcalıklardan yararlanmak için bu kanala katılın: https://www.youtube.com/channel/UCVgC...